Pages

26 Ocak 2011

31 Aralık 2010

2010 ve 2011'e...


Sevgili 2010 ;


içinde barındırdığın günler itibariyle bana mükemmel şeyler kazandırmış olsan da bir an önce bitip gitmeni istiyorum.Yaşadığım en uzun yıl mıydın...yoksa bana mı öyle geliyor? Her neyse 2011 sen de gel artık geleceksen, senden sadece sevdiklerimle birlikte huzur ve sağlık istiyorum...

22 Eylül 2010

Öğretmenim canım benim canım benim...

 Sonunda yaz tatili bitti ve okullar açıldı. Bu kez evimizde okula başlayan tek kişi ben değilim.Minik kuzucuk da okula başladı ve artık onun da öğretmenleri var.  :))  Yoğun ders  programımdan  vakit  bulduğum ilk fırsatta  yaz tatilimiz ve okul maceramızla ilgili upuzuuun bir yazı yazmalıyım ki, yaşanılanlar unutulmasın...  

11 Ağustos 2010

Şükürler olsun...

Korkulan olsaydı eğer 6 gündür ben ve Onurcan annesiz, babam eşsiz, Beren anneannesiz, anneannem çocuksuz, dayılarım teyzelerim kardeşsiz, arkadaşları Hurisiz  kalmış olacaktı.Şükürler olsun ki annem hayata tutundu ve hala aramızda.
   Öksürük nedeniyle doktorunun vermiş olduğu İnfex isimli antibiyotiğin ilk dozunu aldıktan yaklaşık yarım saat sonra banyoda bayılmış annem. Babamın o gün işten erken gelmesi annemin hayatını kurtardı. Babam ambulans çağırıp annemi hastaneye götürmüş. Annem hastaneye ilk gittiğinde nabız alamamışlar ve hemen adrenalin iğnesi yaparak tansiyonunu 4'e çıkarabilmişler. Ben hastaneye gittiğimde  doktor, içtiği ilacın bileşiminde bulunan bir maddenin annemin vücudunda alerjiye sebep olduğunu, hayati tehlikesinin sürdüğünü ve acilen yoğun bakıma alınması gerektiğini söyledi. Bu sözü duymak bile öyle kötü bir duyguydu ki anlatamam.. O anlarda insan başka birinin desteğine öyle çok ihtiyaç duyuyormuş ki hep söylerlerdi ama bu kez gerçekten yaşadık bunu. Allah bunları yaşayan herkese sabır ve sevdiklerine sağlık versin.
  Hayatımda hiç yoğun bakımın önünde beklememiştim. Babam, dayım ve ben perişan bir halde  doktorlardan veya hemşirelerden  bir haber gelmesini bekledik saatlerce. İçeriye girmemize izin verilmediği için elimiz kolumuz bağlı bekledik öylece. O soğuk kapının her açılışında annemle ilgili iyi bir haber almak için baktık herkesin gözünün içine. Saatler sonra doktoru durumunun daha iyi olduğunu ama yine de yoğun bakımda her an her şeyin olabileceğini söyledi. O an sevinsek mi üzülsek mi bilemedik. Yine de şükrettik halimize. Hepimiz güçlü görünmeye çalışıyorduk ama dışarı çıkıp, ağlayıp geri geliyorduk. O gece sabaha kadar gözlerimde yaş kalmayana kadar ağladım, her şeyi düşündüm, her şeyi sorguladım, her şeyin ne kadar anlamsız olduğunu bir kez daha anladım.  Sabaha karşı annemin kendine geldiği haberi geldi içeriden. Ama değişmeyen bir cümle vardı her açıklamanın sonunda "burası yoğun bakım yine de ne olacağı belli olmaz".  Yine de sevindik hepimiz. Öğleden sonra annecim yoğun bakımdan çıktı servise alındı. Öyle yorgun ve bitkin görünüyordu ki ama hayattaydı ya o yeterdi hepimize. Sımsıkı sarıldım ona ve Allah'a binlerce kez şükrettim.
  Akşama doğru  hastaneden çıktık ve eve götürdük annemi. Ona çay demlemek, yemesi için birşeyler hazırlamak, başının altına yastık getirmek çok farklı duygularla yaptığım şeylerdi o gün. Ve tüm bunların  beni bu kadar mutlu edeceğini hiç düşünmezdim, o an hiç bir şeyin önemi yoktu, tüm sevdiklerim iyiydi.
  Günlük koşuşturmaların içinde sadece lafta kalan "hayatta herşey boş, önemli olan sağlık" sözleri hayatın merkezi olan bir söz olmalıydı, bunu biliyorduk hepimiz  ama hayat öyle ilginç ki böylesi durumlar atlatıldıktan sonra insanlar yine  ufak tefek şeyleri sorun yapmaya başlıyor hemen. Ama bu defaki hepsinden farklıydı  artık bizim için.Yeni bir hayat hediye edildi bize. Herşeyi sıfırladık, yeni bir sayfa açtık hayatımızda, çünkü gerçekten hiç bir şeyin, söylenen hiç bir sözün, üzüldüğümüz hiçbir şeyin anlamı yok aslında.Kim derdi ki bir antibiyotiğin bir hayata mal olabileceğini... Her birimizin  hayatı pamuk ipliğine bağlı. Her an herşey olabilir ve bu gibi şeyler herkesin başına gelebilir. Şu anda ne olduğumuz değil ne olacağımız önemli... Her şeyin farkında olmalı insan......
  



Farkında olmalı insan
Kendisinin, hayatın, olayların, gidişatın farkında olmalı. Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen… Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.

Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metrekarelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
Henüz bebekken “Dünya benim!” dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu,ölürken de aynı avuçların “her şeyi bırakıp gidiyorum işte!” dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.
Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
Azraillin her an sürpriz yapabileceğini,nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan
Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.
Yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı.
Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.
Evinde kedi,köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.
Eşine “seni çok seviyorum!” demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.
Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.
Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
Farketmeli...
Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti yarın meçhuldür…


O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür…

24 Temmuz 2010

Öhö öhö öhöö...

 Yaklaşık 1 aydır evimizde sürekli olarak duyulan seslerden biri haline geldi öksürük sesi. Özgür ile  başlayan, Berenim'e geçen ve en sonunda benimle devam etmekte olan  bir öksürük silsilesinin tam ortasındayız. Tedavi aşamaları genel olarak aynı. Öksürük şurubu, pastil, gargara vs.. Tüm bunların yanında gerek Beren'in gerekse bizim doktorumuzun hemfikir oldukları bir konu vardı ki o da  ıhlamur, papatya, zencefil, süt, bal vs... gibi ürünleri bolca tüketmek. Hal böyle olunca ocakta sürekli hazırda bulunan demlenmiş ıhlamur+bal ,  cezvede ılıtılmış süt+bal , hepimizin zevkine ve ihtiyacına göre tercih edilmiş boy boy  fincanlarda  papatya çayı+(tabiki) bal ,   son günlerde hayatımızın vazgeçilmezleri arasında yerini aldı.  Son durum ne mi?   Hepimizin üzerinde bir sakinlik, bir rahatlık, mutluluk, bitmek bilmeyen bir uyku hali  ve yanında öhö öhöö!! 

19 Haziran 2010

"Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda"


-Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde PKK'lı teröristler, askeri karakola saldırı düzenledi.

- İlk belirlemelere göre saldırıda 8 asker şehit oldu, 14 asker de yaralandı.

- Saldırının ardından yapılan operasyonlarda12 terörist  öldürüldü.


-Uçaklar ve helikopterlerle bölgede geniş çaplı operasyon başlatıldı

 -Çatışmalar hala devam ediyor



-Genelkurmay saldırıların artacağına dair bilgi veriyor.


- Bu olayların sadece doğu ve güneydoğu ile sınırlı kalmayacağını, batıdaki illere de kayacağını belirtiyor

  - Şehitlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyoruz....                                                                                                         
                                                          
                                                       Tanıdık geldi mi?
         

06 Haziran 2010

06/06/...

İki fotoğraf arasında tam 2191 günlük bir fark ve aramıza katılan bebeğimiz var...
Nice mutlu 06/06/... 'lara...

 
Copyright 2009 BeReN